UZAK DURAMAM SEVİYORUM!
"Üç beyazdan uzak durun!" Sürekli uyarı yapılıyor diyetisyenler tarafından. Halk tarafından da ezberlenmiş bu klişe söz. Herkes bu konuda birer uzman adeta. "Üç beyazdan uzak durun..."
Duramam efendim duramam! Üç beyazı da seviyorum. Altmış yıldır, beraberce sarmaş dolaş yaşayıp gidiyoruz. Biz salçalı ekmekle büyüyen nesiliz. Elimize bir dilim salçalı ekmek, okul yolunu tutardık. Benim yaşımda olup da; salçalı ekmek yemeyen var mı bilmem? Hiçbir zararını da görmedik. Bana hiçbir zararı olmayan bir şeyden, neden uzak durayım? Sevdiğim bir şeyden neden uzak durayım? Şimdi kalkıp da bana; ekmeksiz domates salatalık, tuzsuz lor, yasız tuzsuz salata, iki kaşık yoğurt ye derseniz, midem alt-üst olur. Yediklerimin hepisi boşa gider. Bir de son zamanlarda brokoli modası çıktı. Ekmek yok, tuz yok, yağ yok, haşlanmış brokoli...
Sabah kalktığımda şıngır şıngır karıştırıp, içtiğim iki şekerli çayın mutluluğu görülmeye değer. Öyle bir iner ki boğazımdan aşağı, dünyanın servetine bedeldir o tat. Hele yanında bir de haşhaşlı katmer varsa, değmeyin keyfime. Her lokmada, her yudumda mutluluk dolar adeta mideme. Bütün vücudumu kaplar o mutluluk hormonu. Bir dilim kızarmış ekmeğin üstüne, tereyağı sürüp yemenin lezzetini nerede buluruz başka? Hele bir de "bir çimdik" tuz atınca, lezzeti bir kat daha artar. Çayı şekerli içtiğimi, yemeği tuzlu yediğimi duyan herkes, hemen profesör kesilir başıma. Aa, çayı şekerli mi içiyorsun, bilmiyor musun zararını? "Üç beyazdan uzak dur" derler, çok bilmiş filozoflar. Durmuyorum efendim durmuyorum, uzak durmuyorum! Çayı şekerli, yemeği tuzlu seviyorum. Çorbaya ekmek doğrayıp, yemeyi seviyorum. İnsanın da tadı tuzu yerinde olanını...
Efendim her ülkenin, her bölgenin beslenme alışkanlığı farklıdır! Biz tarım ülkesiyiz. Hemen hemen her köyümüzde, her kasabamızda köylüler tarımla uğraşır. Buğday, arpa, yulaf, çavdar, mısır, nohut, mercimek, fasülye, patates vs... üretir. Tüketim de bu yönde olur. Asırlardır atalarımız dedelerimiz, ekmekle ve tahılla beslenmiş. Ona rağmen çakı gibiydiler. Bulgur pilavını yufka ekmeği ile yerlerdi. Bir parça yufkayı kapatılardı pilavın üstüne, avuçlayıp atarlardı ağızlarına. Hepisi de tığ gibiydi. Bizi de o şekilde beslenmeye alıştırdılar. Biz yufka ekmeğinin içine, şehir somununu, köy somununu dürüp yiyen nesiliz. Şöyle bir yufkanın arasına; tere, soğan, domates, biber dürüp yemenin keyfine diyecek yoktur. Hele tereyağı ile yapılan ovmaçı (öymeç) yufka ekmeğine dürüp yiyen var mı bilmem? Ben ara ara yaparım. Tadına doyum olmaz. Yumurtayı da, ekmek arası yapar yerim. Çorbanın içine ekmek doğrayıp yemek, insanın canına can katar...
Demem o ki; biz ailece, hatta sülalece, karbonhidrat ağırlıklı besleniyoruz. Çayı şekerli, yemeği de gereği kadar tuzlu yiyoruz. Ne beyin hücrelerimiz öldü ne de obez olduk. Ailemizde hiç kimse, herhangi birinden rahatsızlık duymuyor. Şişman olanımız da yok. Kolestrolü, şekeri olan da yok. Un çorbasına, tarhana çorbasına, yayla çorbasına ekmek doğramadan yiyemem. Sürekli haşhaşlı çörek, katmer, bazlama, ev somunu, börek, patates, kamavurması, patates salatası, patates püresi, tas kebabı, patates oturtması, bazen de yufka ekmeği yaparım. Mercimekli erişte çorbası, mantı, ev makarnası. Yoğurtlu erişte çorbası, yoğurtlu nohutlu buğday çorbası, keşkek, bulgur pilavı ağırlıklı olarak tükettiğim gıdalardır. Ben beni bildim bileli aynı kilodayım; iki kilo çıkar, iki kilo iner. O halde soruyorum neden üç beyazdan neden uzak durayım?..
Belki de sorun karbonhidratlarda, üç beyazda değildir? Başka araştırmalara yönelmek gerekir. Meselâ metabolizma ile ilgili sorunlara değinilmeli...
Herkese gönülden saygı sevgilerimi iletiyorum.
Surçi lisan ettiysem affola!