
YEMİN VE KEFFARETİ
Sözlükte “sağ el, sağ taraf, gerçek, ant, kuvvet, bereket” anlamlarındaki yemin, terim olarak bir kimsenin kararlılığını pekiştirmek ve başkalarını ikna etmek amacıyla söz ve beyanını Allah’ın adını veya bir sıfatını zikrederek kuvvetlendirmesini ifade eder. “Vallahi şu işi yaparım”; “Vallahi şu işi yapmam”; “Vallahi borcumu ödedim” gibi ifadeler için Arapçada yeminin yanı sıra kasem kelimesi de kullanılır.
Yemin Allah dışında bir başka varlık adı anılarak yapılmaz. “Yemin edecek kişi Allah dışında hiçbir şey üzerine yemin etmesin” (Nesai, “Eyman”, 4); “Allah dışında bir şey üzerine yemin eden kimse şirk koşmuştur” (Müsned, II, 34); “Allah atalarınızın üstüne yemin etmenizi yasaklamıştır” (Buhari, “Eyman”, 4; ayrıca bk. Müslim, “Eyman”, 1-6; Ebu Davud, “Eyman”, 3-5; Nesai, “Eyman”, 1-12) gibi hadisler gereği yemin “vallahi, billahi, tallahi”; “rahmana yemin olsun ki”; “canım elinde bulunan Allah’a yemin olsun ki”; “Allah’ın kudreti üzerine yemin ederim ki” ifadeleriyle yapılır.
Dinen yeminin üç çeşidi söz konusudur.
1. YEMİN-İ LAĞV:
a) Yanlışlıkla veya doğru olduğu sanılarak yapılan yemin. Borcunu ödediğini zannederek, “Vallahi borcumu ödedim” diye yemin etmek böyledir.
b) Konuşma sırasında yemin kastı olmadan yapılan yemin (Buhari, “Eyman”, 14). “Allah lağv yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz” ayeti (Bakara: 225; Maide: 89) buna delalet eder.
2. YEMİN-İ GAMUS: Geçmişteki bir hadiseyle ilgili olarak kasten yalan yere yapılan yemindir; buna “yemin-i facire” de denir. Gerçeğe uygun olan yemin ise “yemin-i sadık” diye adlandırılır. Yalan yere yemin, yemin eden kimseyi cehenneme sokacağı için “daldırmak” anlamındaki kökten gelen “gamus” kelimesiyle tanımlanmıştır. Bu yeminin doğurduğu sonuca göre günahının ağırlığı da değişir. “Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir şey karşılığında değiştirenler var ya işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları arındırmayacaktır. Onlar için elem verici bir azap vardır” ayetiyle (Al-i İmran: 77), “Bir müslümanın malıyla ilgili haksız yere yemin eden kişi Allah’a kavuştuğunda O’nun gazabıyla karşılaşır” (Buhari, “Eyman”, 17; Müslim, “İman”, 218-224; ayrıca bk. Müsned, II, 361-362) mealindeki hadis bu tür yeminin günahını ifade eder. Ancak masum bir kimsenin canını veya malını korumak adına yalan yere yemin etmek günah sayılmadığı gibi korunan hakkın öneminden dolayı dinen gerekli görülmüştür.
3. YEMİN-İ MÜN‘AKİDE: Şartlarına uygun yapılan yemindir. “Vallahi seni ziyaret edeceğim” cümlesinde olduğu gibi geniş zamanlı olarak yapılırsa “yemin-i mutlak” (mürsel), “Vallahi bugün yemek yemeyeceğim” şeklinde bir vakitle kayıtlı olarak yapılırsa “yemin-i muvakkat” adını alır. ).
Yemin kural olarak mübahtır, ancak gereksiz yere yemin etmek ve bunu alışkanlık haline getirmek hoş görülmemiş, sıkça yemin etmek Allah’ın adına karşı bir saygısızlık kabul edilmiştir. Yalan yere yemin ise büyük günahlardandır. Yeminlerde aslolan ibahadır (serbestliktir), fakat gereksiz yere çok yemin etmek mekruhtur. “Yemin malın revaç bulmasını sağlar, ancak bereketi yok eder” hadisi (Buhari, “Büyu”, 25; Müslim, “Müsaḳat”, 131) ticarette yemin etmenin mekruh olduğunu gösterir.
Meşru bir konuda anlaşmak yahut verilen sözü kuvvetlendirmek, muhatabı ikna etmek amacıyla yapılan yeminlere de uymak gerekir (Maide: 89; Nahl: 91). Ancak yemine uyulması fert ve toplum yararına aykırı ise ve yemin edeni harama düşürecek nitelikteyse yemini bozup kefaret vermek gerekir. Mesela borcunu ödememeye veya anne babası ile konuşmamaya yemin etmek böyledir. Nitekim bir hadiste, “Bir kimse bir şey için yemin eder, sonra da ondan daha hayırlısını görürse yeminini bozsun ve kefaret versin” buyurulmuştur (Müslim, “Eyman”, 11).
Bir yemini yerine getirmeme (yemini bozma) halinde kefaretin gerekli olup olmaması yeminlere göre farklılık gösterir. Yemin-i Lağv’da kefaret gerekmez. Yemin-i Mün‘akidi bozan kişiye kefaret gerekir. Yemin-i Gamusun bağışlanması için kefaret yeterli olmayacağından çoğunluğa göre bu yeminden dolayı kefaret vermeyip tövbe etmek, bu yüzden bir kimsenin hakkı zayi olmuşsa onu telafi edip helallik almak gerekir;
Esasen yemin etmenin bizatihi kendisi dinen tasvip edilmemekle birlikte bilerek yapılan yeminin bozulması bir bakıma Allah şahit tutularak verilen sözde durulmaması anlamını taşıdığından daha kusurlu ve günah bir davranış sayılmış, bunun için de bilerek yaptığı yeminini bozan kimse kefaretle yükümlü tutulmuştur. Bazı hadislerde de kişinin yeminini bozması daha hayırlı olduğunda kefaret vererek yeminini bozması istenmiştir (İbn Mace, “Keffarat”, 7-8). Kur’an’da yemin kefareti iki kademeli olarak açıklanmıştır: “Allah sizi kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerden ötürü sorumlu tutmaz, fakat bilerek ettiğiniz yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da kefareti, ailenize yedirdiğinizin ortalama seviyesinden on fakire yedirmek yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Buna imkanı olmayan ise üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğinizde (bozarsanız) yeminlerinizin kefareti işte budur. Yeminlerinize bağlı kalın. Allah ayetlerini sizin için bu şekilde açıklıyor ki şükredesiniz.” (Maide: 89). Buna göre kefaret borçlusu, aile fertlerinin ortalama harcamalarını ölçü alarak on fakiri doyurmak veya giydirmek yahut da bir köle azat etmek konusunda muhayyerdir. Yemin kefaretini herhangi bir sıra şartına uymaksızın bunlardan biriyle ödeyebilir. Eğer bunlardan hiçbirini yapamıyorsa üç gün oruç tutar.
Boş yere yemin etmeden, ettiğimiz yeminlere de sadık kalarak güzel günler geçirmemiz dileğiyle en emin olan Rabbime emanet olunuz.