
ESKİCİ
Mazi, hafızadır. Mazi, geleceğimize yön vermede önemli bir yer tutar. Atalarımızın “Hatalardan ders çıkarmak” diye tarif ettiği, geçmişte yaşanmış ve bir daha olmasını temenni etmediğimiz durumlardır.
Her zaman geçmişte kalanlar üzücü olmaz. Bazen bizi tebessüm ettirir, bazen nereden nereye geldiğimizi gösterir, bazen aynı durumlarla karşılaşırsak ne yapacağımıza dair tedbirler almaya sev eder.
Bazen de bir “İç geçirme” olur yaşanılan şeyler. İnsan hem hüzünlenir, hem tebessüm eder, hem o anları kısa süreliğine tekrar yaşam ister. Bazen de koyu bir sohbetin konusu olur.
Hayatımızda yer alan şeylerden biri de “eskici” diye tabir ettiğimiz kişilerdi. Özellikle mahalle mahalle dolaşır, kullanılmayan eşyaları ya yenisiyle, ya da başka bir şeyle değişirler; bazen de bu değişimin sonunda ya bir miktar para alınır ya da para verilirdi.
Evlerimizde olup hem değerli, hem de kullanılmayan şeyler eskiciler için ayrılırdı. Mal sahibi onun değerli olduğunu bilir ancak kendi işine de yaramadığının farkındadır. Bu yüzden başka insanlar da faydalansın diye eskici yolu gözlerdi.
Bazı eşyalar ise hem değerli değil, hem de evde fazlalık durumda ise onlar da eskiciye verilir; yerine alınan eşyanın değerinden az ise eskiciye bir miktar da para verilirdi. Böylece alan ve satan memnun olarak ayrılırdı birbirlerinden.
Özellikle köylere gelen eskiciler bu takasın ardından, ev sahibine ayranınız veya suyunuz var mı diye sorunca; ev sahibi onların aç olabileceğini de düşünerek önlerine mütevazı bir sofra koyardı. Bunlar ise alış verişe dâhil değil, insanlığa ve gönle dair bir vaziyetti.
Şimdi mahalle aralarında “Hurdacı” diye bilinen ve insan sesiyle değil de megafon aracılığı ile homurtulu araçlarla yapılıyor bu iş. Hiçbir zaman eski “eskicilerin” yerini tutmuyor. Demek zaman çok şeye müdahale ediyor. Acaba farkında olabiliyor muyuz?