
ÇAYLA SOBETLER -11-
Bir derdiniz var da dinleyecek kimseniz yok mu? Veya derdinizi anlayacak kimseniz yok mu? En azından siz anlatırken itiraz etmeyecek kimseniz yok mu?
Bu şartlar altında yolunuz “çay”a çıkıyor demektir. Vakit olarak ise, gece biçilmiş kaftan.
Önce çayınızı demleyip arzu ettiğiniz şekildeki bardağı önünüze koyunuz. Demlenmiş çayı ağır ağır bardağa dökünüz.
Bu arada anlatacağınız konuyu belirlemiş olmanız lazım.
Çay kararsızlığı sevmez. Ne anlatacaksanız önceden tespit edin. Çayın karşısında düşünmeye başlarsanız o sezer.
Siz anlatmaya başlamadan bir yudum çayı bardaktan ayırdıktan sonra gerisi gelir. Siz anlattıkça hafiflersiniz. Bardak ise boşalır. Sonra siz tekrar anlatır demlik boşalır. Biraz rahatlamışsınızdır. En azında o gece için derdinizi en aza inmiştir. Bu arada demlik de boşalmıştır.
Peki dertlerden tamamen kurtulur musunuz? Asla.
Bardaklar boşalır, demlikler azalır, dertler sabit kalır. Geride kalan, derdiniz için ya başka gecelere ya da yeni demliklere ihtiyacınız olur.
Yahut bir “tenha” ararsınız kaçmaya.
Kaçsanız da fark etmez sizinle beraber taşıdığınız bir şeyler vardır içinizde. Gün geçtikçe büyüyen.
Derdin bittiği nerede görülmüş. Ondan kurtulmak mümkün değildir. Ancak sağlam bir derttaş bulmanız gerekir. İşte o da çaydır.
Çay, iyi bir dert ortağıdır.
Siz siz olun, derdinizi dökmeden önce çayı dökün bardağa. Öncelik çayın olmalı. Şayet dertleşmek için önce çayı bardağa koymak, ona değer vermek demektir.
Çay kararsızlığı sevmez.
Tıpkı gönül gibi…
Gönül tereddüt kaldırmaz…