
ALPASLAN’DA KİREMİTLİ KÜÇÜK EV
İnsanlar devamlı gördükleri şeylere çabuk alışırlar. Zamanla fark edemezler. Ne zaman hayatımızdan çekilir, biz de “Bir zamanlar” diye başlanan hatıralarımızı anlatırız.
Konusu ne olursa olsun geçmiş içimizde yaradır bizim. İster güzel olsun, ister kötü.
Aslında şu an sahip olmadığımız her şey bize hüzün verir.
Üç gün önce yolumuz Taşova’nın Alpaslan Köyüne düştü. İyi karşılandık. Çünkü niyetimiz sadece gezmek, görmek değildi. Ülkemizin daha çok güzel yanlarını başkalarına da tanıtmaktı. Dünü yarına taşımak çok önemlidir. Dün her zaman dünde kalmamalı diye düşünerek eskiden belde olan köyü dolaştım biraz.
Bir yapının önünden geçtim. Yanında bir çınar ağacı vardı. Ahşap bir yapıydı ve yerden yüksekliği bayağı azdı. Ağaçtan bir kapısı vardı. Tabii kiremitleri de.
Oralı olmama rağmen dalıp gittim bir an. O bina ne zamanlar görmüştü kim bilir? Ne yağmurlarda ıslanmış, ne rüzgârlara siper olmuş, ne karların altında kalmıştı. İçinde kimler yaşamıştı?
Bir gerilere gittim. Mazi insanın içinde bir yara demek ki…
İşin en hazin yanı gördüğüm binanın önünde plastik sandalyeler vardı. Ahşap bir bina plastik bir sandalye…
Hani insanın içi “cızz” eder ya bazen. Öyle oldu. Ekonomi ve kolaylık bazı alışkanlıklarımızın değişmesine sebep oldu tabii olarak. Yapıldığı zaman toprak bir zemin, ahşap bir mimari ve umutlar…
Şimdi belki yapılışındaki amaca uygun kullanılmıyor olabilir. Olsun. Onun orada varlığı bile yeter.
Sağında solunda PVC ile yapılmış çerçeveler, profilden yapılmış sandalyeler, hatta kiremit yerine betondan veya çinkodan yapılmış damlar.
Bütün bunlar iç içe girmiş. Gerçi ülkenin her yeri aynı. Ancak Alpaslan farklı bir duruşa sahip. Bir asaletin temsilcisi gibi.
Geçmiş ile geleceği bir arada yaşayan bir yer.
Tarih kokuyor…
Emek kokuyor…
Hatta:
Gönül kokuyor…