
KİMSESİZLERİN KİMSESİ
Kimilerine göre havada kuşlar gibi uçarak Galata sırtları aşılıp denize iniliyor. Kimilerine göre de karadan yelken açıp sancakları çözük halde hisarın dibinden Haliç’e giriyordu.
Şafakta yetmiş iki gemiyi Boğaz'da gören Bizans askeri ise karşısındaki manzaraya inanamıyordu.
Beş hafta sonra da Ulubatlı Hasan'ın kaleye bayrak çekmesiyle yepyeni bir çağ başlıyordu.
-
Bu tarihten beş asır sonra Mesarya ovasındaki Beş Parmak dağlarına çıkan Fatih'in torunları da dağdaki tankı dosta güven düşmana ise ibret olsun diye insan çıkamaz denilen yere hatıra bırakıyordu.
-
Coğrafya biçimlendirip tarihi şekillendiren Türk milleti yeni yüzyılda ise kuma çizilen sınırların yok olduğu Mezopotamya'ya beş kement atarak emperyalist hegomonyanın belini kırıyor. Günahsızların dünyasını başlarına yıkan günahkarlara da döktüğünüz kanda boğulacaksınız diyordu.
-
On birinci yüzyılda Tuğrul Gazi'nin rüknü d-devle ünvanı almasından dört asır sonra, Yavuz Sultan Selim hanımız ile de İslam aleminin vekilliği şerefine erişip, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul’u fethiyle de son elçinin övgüsüne nail olan Türk milleti, ashab-ı kiramdan sonra hak yoluna hakkıyla hizmet eden kadim bir medeniyetin tek temsilcisi olduğunu dünyaya açıkça gösteriyordu.
Bütün mazlumlara yalnız değilsiniz diyordu. Kimsesizin kimsesi yani hamisi zalimlerin ise korkulu rüyası oluyordu.