
BİR ŞEHRİ YAZABİLMEK…
İnsanlar gezip gördükleri yeri kolay anlatır. Çünkü dinleyiciler arasında anlattığınız yerden kişiler yoktur.
Başka bir yer hakkında bilgi verirken en zorlanılan yer içinde “insan” geçen cümlelerdir. Siz gördüklerinizi, intibalarınızı, tahminleriniz, yorumlarınızı anlatmaya başladığınızda orada olmayan muhatapların bunları dinlediğinde nasıl bir tepki vereceğini bilemezsiniz. Yani zor iştir insanın da bulunduğu yerleri anlatmak.
İşin daha zor tarafı ise bütün bunları yazıya dökmektir. Yazı, belli bir muhitte kalmaz, sınırlarını kendi belirler. Bazen kulaktan kulağa, bazen sayfadan sayfaya, bazen de ekrandan ekrana taşıtır kendini.
Yazı, tarihe kayıt düşmektir.
Yazı, belgedir.
Yazı, şahittir.
Yazı, sabittir…
Bir yerin “Uzak tarihini” veya coğrafi yapısını yazmak kolaydır. Yakın tarih de tartışmalı olur zaten.
Coğrafi yapı; iklim, bitki örtüsü, bazı canlı türleri, toprak ve yapısı, akarsular, göller, dağlar, denizler…
Coğrafi yapı, “Şiddetli tartışmaya” açık olmayan bir sahadır.
Ne yazılanlara, ne söylenenlere hiçbir ağaç itiraz etmez. Meyve verse de vermese de…
Dağlar yine sabittir coğrafi yazılarda. Dereler akar, göller ara sıra bulanır, ağaçlar yaprak açıp yaprak döker. Hatta kurur.
Coğrafi yapının sınırları belli, hakkında söyleneler sınırsız olabilir.
Yani bir şehri yazmak zordur.
İster “beşeri” yanıyla, ister “fiziki” yanıyla.
Bazı şeyleri kaleme alırken dikkat edilmeli.