
SARMAŞIKLI KAFES
On altıncı yüzyıl da Asya bozkırının Lahor adlı kentinte, gizli bir aşk yaşanıyor. Hükümdarı Akbar ile karısı Jodhaa ise buna karşı çıkıyordu.
-
Ay yere düşse, güneş tutulsa dahi, bu iş asla ve kat’a olmaz diyen Moğol hükümdarı Akbar, biricik oğlundan Mihrace’nin kızıyla aralarındaki ilişkiyi bitirmesini istiyordu.
-
Bu isteğine uyulması üzerine de oğlunu yakalatıp zindana attırıyordu. Bakmalara doyulmayan Anelka’da şehrin tam orta yerine çatılan dört köşeli ahşap kafesin içine atılıyordu.
-
Kafesin içindeki Anelka’ya ahali dua üstüne dua ederken, zindanda yatan sevdalı şehzade de annesinin ısrarıyla serbest bırakılıyordu.
-
İlk baharın gelmesiyle, meydana inenler, kafesten sarkan çiçeklerin dallarını görünce bağırıyorlar. Sesleri duyanlar da merak edip şehir meydanına doğru koşuyorlardı.
-
Halk gözlerine inanamıyordu. Kıvrım kıvrım kıvrılan güzelim çiçeklerin dalları kafesin her yanını sarılıyordu. Bu sarmaşıkların içerisinde de ahşap kafes sanki kayboluyordu.
-
Bekar genç kızlar dalları suluyor, kafesin yanına gelip sarmaşıklara sarılarak uyuyan Saleem’i de oradan ancak askerler kaldırabiliyordu.
-
Gün günleri aylar ayları kovalayıp yaz geçtikten sonra sonbahar yani güze yani hazan mevsimine daha yeni başlanıyordu. İşte o ılık günlerin birinde kent meydana erken inenler hayatlarının şokunu yaşıyordu. Herkes ne yapacağını ve diyeceğini bilemediği için de öylece kalakalıyordu.
-
Ahalinin göz yaşları sel olup akıyor. Feryad-ı figanlar da arşı şemaya yükseliyordu sarmaşıkların içindeki Saleem ise avcundaki nar çiçeği ile cansız yatıyordu.
-
Akbar'ın emriyle hemen sarmaşıklar içindeki kafes kırılarak açılıyor. Anelka'nın içinde olduğu kafesin içerisi boş çıkıyordu. Çünkü güzel Anelka sevdiğinin yani Saleem'in avcunda duruyordu. Yani onun nar çiçeği olduğu anlaşılıyordu.