
VELİ BEKLEYEN AĞAÇ: DAVUN
Taşova gezilerim sırasında yolumuz Alpaslan’a düşmüştü. Etrafı dolaşırken kitabesinde Seyyid Nurettin Alparslan yazılı bir yapı vardı. Belli ki bir veliye aitti. Yabancı olduğum için o an hakkında bildiğim tek şey bölge ahalisi tarafından hürmet duyulan bir kişi olduğunu düşündüm. En azından bir yapı ile çevrilmiş ve koruma altına alınmıştı.
Anadolu’da bu ve benzeri örnekler çoktur. Hemen hemen her yerde vatandaşların saygı duydukları, hakkında menkıbeler anlatılan Allah dostlarına ait bu makamlar bulunduğu yere manevi bir hava verir.
Bazılarının hakkında doğru bilgiler olmayabilir. Ancak vatandaşlar niyet ile o kabirlere hürmet ederler.
Konunun nezaketinde dolayı bu kısmı şimdilik bir kenara bırakıyorum. Çünkü bazen bu suiistimal edilen durumlar olabiliyor. Bazı hurafeler işin aslından uzaklaştıran haller karşımıza çıkabiliyor. Ne gariptir ki bu durumların gürültüsü çok çıkıyor.
Benim dikkatimi çeken ise, türbenin yanındaki ağaç. Boyu türbeyi aşmış, dalları her yana yayılmış bol yapraklı bir ağaçtı.
Benim orada olduğum zaman bir aile aynı mekânda piknik yapıyordu. Yabancı olmama rağmen davet ettiler. Ancak aralarındaki samimi ortam dağılmasın diye sadece ikram ettikleri çayı aldım ve yanlarına oturmadan etrafı incelemeye başladım.
Aslına bakılırsa ağaç dikkatimi çekmişti. Yıllardır biyoloji dersi vermiş bir Karadenizli olarak o ağaçtan hiç görmemiştim. Karadeniz sahilinde olmayan bir ağaçtı.
Piknik yapanlardan sonradan babaları olduğunu öğrendiğim kişiye o ağacın ne ağacı olduğunu sordum. Bana Davun ağacı” dedi.
Davun bizim oralarda yani Ordu’nun Perşembe ilçesinde hoş olmayan şeyler için kullanılan bir halk ağızı idi.
Her hangi bir kişi bir işi beceremezse ona; “ Davun kalsın yaptığın iş” derlerdi.
Bu kadar gösterişli ve güzel görünümlü bir ağaca bu ismin verilmesi beni şaşırttı. Ayrıca Seyyid Nurettin Alparslan” mezarını koruyan yapının önündeydi. Uzaktan iyi bir görüntü veriyorlardı. Birbirlerini bütünler gibi duran bu iken içerideki bir Allah dostu, dışarıdaki ise kötü bir isme sahipti.
Biraz daha ağacı inceledikten sonra “Bu ağacın meyvesi olur mu” diye sordum. Cevap olarak “olur ama yenmez. Acı bir tadı var. Yani meyvesi çok acı olduğundan yenmiyor” dediler.
Bir an bizim orada niye becerilmeyen işler için “Daun kalsın” denildiğine hak verdim.
O ağaca çok yakın bir yerde ise “Ekşiare” ağacı vardı.
Belki o davun ağacı, yenmeyen meyvesi sayesinde kendine kimseyi yaklaştırmıyor, türbeye bekçilik yapmak için orada duruyordu.
İçimden o kadar az sayıda bulunan bir ağacın, öyle bir yerde durmasının ne olduğunu düşündüm durdum. Ama bir cevap bulamadım.
O ikili hala daha yan yanalar…