
KAVUŞMA YOLU…
Haritayla ilkokul dördüncü sınıftayken tanıştım.
Daha önceleri sınıfta öylece asılı durur üzerinde “siyasi” veya “fiziki” olarak bir yazı yazardı.
Fiziki haritada; dağlar, denizler, göller, nehirler, ovalar ve platolar gibi şeyler sembolize edilmişti. Siyasi harita daha renkli ve her ilin bir sınırı vardı.
Büyüdükçe haritaların mantığını ve ne işe yaradıklarını daha iyi kavramaya başladım. Özellikle siyasi haritada her ilin ilçeleriyle birlikte yazılması, hayal dünyam için yeni yerler, yeni mekânlar demekti.
Biraz daha zaman geçince o yerleri gezip görmek istedim birçok insan gibi.
Ülkede bazı yerleri dolaşırken bana en ilginç gelen şeylerden biri de iki ilin sınırı idi. Bazen bir ırmak, bazen iki komşu köy, bazen bir vadi ayırıyordu. Bazen de düz alanlarda hayali bir çizgi vardı. Tıpkı ufuk çizgisi gibi.
Taşova ziyaretim sırasında böyle bir sınıra rastladım. Boğazkesen Köprüsü denilen yerde Kelkit ve Tozanlı birleşiyor ve bir köprünün altından Yeşilırmak olarak geçiyordu.
Geçiyordu geçmesinde de üzerindeki köprü iki ili bir birine kavuşturan bir özellik taşıyordu. Bir yanı Amasya diğer yanı Tokat.
Eğer iki arkadaştan biri köprünün bir ucunda; diğeri diğer ucunda olsa iki ayrı vilayetten birbirinize el sallayabilirsiniz.
Bu durumda iki ili ayıran köprünün yarısı bir ile, diğer yarı diğer ile ait oluyor.
Tam anlamıyla “Kavuşma köprüsü” yani.
Bizim oralarda bu durum köyler arasında olurdu. Daha çok ırmakla ayrılan iki köyün sadece muhtarlığı ayrı olurdu. Aynı ilin, hatta aynı ilçenin iki köyü olduğu için zamanla duruma alışmış olurduk. Hatta hiç fark etmezdik bile.
Ben hep bu durumda köprü ortasında durur, iki üç adım ileri, yine iki üç adım geri gelir iki köy arasında gidip geldiğimi düşünürdüm.
Bu sefer köprü iki ili ayıran veya iki ili kavuşturan bir rol üstlenmiş.
Üstelik bir yanında Tozanlı ve Kelkit; bir yanında Yeşilırmak.
Ancak bu köprü şehir merkezlerinde uzakta olması güvenliği veya genel güvenlik açısından önemli.
Her gelenin geçmesiyle, ihtiyaca binaen kullanılması aynı şey değil.
Neyse buralar bizi aşar.
Biz şırıl şırıl akan suyun sesini dinleyen bu köprünün iki ile kucağını açmış bir kol gibi düşünelim. Bir gün gelip bütün ülkede bir gönül köprüsü kurulup, güzel bir geleceğe adım atmayı umut edelim.
Taştan demirden yapılan köprüler kolaydır. Bazen deprem yıkabilir, sel alıp götürebilir.
Gönül köprüsü öyle mi ya…