
ÇAYLA SOHBETLER –7
Artık odun alevinde çay demlemek zordu. Bunun tek çaresi “gönül alevinde” demlemekti.
Bir ocaklıkta hazır bulunan sıcak suyla hazırlanıp, ocaklığın külünde demlenmeye bırakılan çayın tadı nasıl aynı olabilirdi?
O imkânı şimdi kaybettik.
Artık hayatı kolay yaşıyoruz. Kolay ve tatsız…
Çay yine demleniyor.
İçinde nasıl imal edildiği belli olmayan “tüpler” sayesinde pişmesi gerekli her şeyi hazırlamaya
başladık. İşin sadece şekil benzerliği kaldı geriye.
Ne odun alevi, ne dumanı kaldı.
Hiçbir hazırlık yapmadık çay için. Bizim için hazırlamışlar her şeyi.
Çok şeyi unuttuk aslında…
Bir de sohbetin lezzeti.
Yine de çay sohbetin “katığı” konumunu korumaya çalıştı.
Çaysız sohbet bir gürültüden ibaretti.
Sohbette kaç kişi olursanız olun, sanki biri de çaydı.
Sohbete yarenlik etmeye çaydan daha emin birini bulamazsınız.
Tabiri caizse, “İki lafın belinin kırıldığı” zamanlarda “Çay, lafa dinlenme; konuşana da düşünme payı”
verdi.
Sükût halindeki o süre o kadar uzundu ki.
Muhataplar ne diyeceğini tasarlar, konuşma sırası geldiğinde tasarladıklarını sözlere dökerlerdi.
Konuşmaya en iyi arayı çay veriyordu.
Bu özelliği hala devam ediyor.