
ŞELALE KIRATHANESİ
Şairin “Bize zevk-i tahattur kaldı bu sönen gölgelenen dünyada” dediği gibi; gezip gördükten sonra hafızamızda kalanlar bizi yalnız bırakmıyor.
Yukarıda şair, zamanın şiir diliyle çok şey söylemiş. Her geçen saniye uzaklaştığımız şu dünyada bize sadece hatıralar kaldı diyor kısaca.
Bizim de yolumuzun Erfelek’e düşmüştü bir zamanlar. Her gezdiğimiz yerden notlar alır, sonra kendi becerilerimize göre kaleme alırız gördüklerimizi, yaşadıklarımızı. Yani “hatıra hafızadır.”
Sinop’un Erfelek ilçesine gitmeye karar verdikten sonra koyuldum yola. Mevsimlerden yazdı. Yaz ve Karadeniz. Yani iki maviliğin arasına sıkışmış yeşil. Gök mavi, deniz mavi. Geri kalan yerler ise yemyeşil.
İlk defa geldiğim bu şehirde ne yapacağıma karar vermeden havayı teneffüs ettim önce. Sonra şehrin sağına ve soluna baktım göz ucuyla. Ve öce biraz yürümek istedim mütevazı şehri.
Aradan çeyrek saat geçmeden kendimi bir çayevi önünde buldum. Seyahatin de verdiği yorgunlukla oturdum bir sandalyeye. Önümde de bir masa. Oturma yönüne göre sağımda da bir masa daha var. Üç kafadar çay eşliğinde muhabbet ediyor. Mevsim yaz olduğundan masalar çayevinin dışında. Ferah bir ortam yani.
Hemen kâğıt ve kalemlerimi çıkarıp koydum masanın üzerine. Birazdan notlar alacağım yani. Ve içeriden gelen muhtemel müessese sahibi yaklaşıyor yanıma. Bu vaziyeti bütün erkekler bilir. Yazılı olmayan kuraldır. Bana birazdan ne istediğimi soracak. Ben daha o sormadan “Bir çay alabilir miyim?” dedim.
Sakince geri döndü. Yüzünde yıllarım çilesi var gibiydi. Sessizdi. Çok kısa zaman içinde sıcacık çay geldi. Taze demlenmişti. Yorgun yorgun yudumlarken Erfelek’in bulunduğum yerden görünen kısımlarını inceliyordum. Geçen taşıtlar, yürüyen insanlar, bazı öğrenciler ve vatandaşlar…
Çayım bitmişti. Müessese sahibi boş çay bardağını almaya gelince “tazeler misiniz” diye sordum. Saygılı bir biçimde başını eğdi. Bu tavır çok şey ifade ediyor. Sakin ve bir o kadar görmüş geçirmiş hali olan adam dolu bir çay bardağı ile geldi yanıma. Ve bardağı masaya itina ile koydu. Ben yine not almaya devam ediyordum.
Sağ tarafımda bulunan masadaki kişiler sohbetlerine devam ediyordu. Ben gelen ikinci bardağı dudağıma götürmek üzereyken bir vatandaş daha yaklaştı çayevinin önüne. Tam yanıma gelmişti ki oralı biri olmadığım için olacak ki “Hoş geldiniz beyim” dedi.
Sakin bir şekilde selamını aldım. Gelen kişi sağ yanımda bulunan üç kişinin muhabbet ettiği masaya yöneldi ve selam verip oturdu. Artık dört kişi olmuşlardı.
Önümde bulunan ikinci çay bardağı da boşalınca, boş bardağı almak için gelen şahsa bir çay daha alacığımı söyledim. Yine sessiz bir şekilde ayrıldı yanımdan.
Ve belli bir zaman geçmişti. Tam kalkmaya karar vermiştim ki yanımdaki masaya son gelen kişi yanıma yaklaştı ve “Nereden geldiniz beyim?” diye sordu. Yani artık yeni bir muhabbet açılmıştı. Derken yurt dışında çalışmakta olduğunu söyleyen genç biri daha oturdu yanımıza. Sağımdaki masa tekrar üç kişi kalırken benim bulunduğum masa da üç kişi oldu.
Uzun süre sohbet ettik. Artık çayımız bittikçe tazelettiriyorduk. Benim daha gezecek yerim vardı. Hatta ısrarla yemek yememi söylediler ama hakikaten vaktim dardı. Erfelek’te işim bitince Ünye’ye dönecektim. Yani çok uzun bir yolum vardı.
Öyle hikâyeler dinledim ki bu sütunlara fazla gelir. Erfelek ile yazılarım devam edecektir. Belki o zaman konuştuklarımızdan bazılarını yazarım.
Bütün Erfeleklilere en kalbi muhabbetler. İsmini bilmiyorum ama Şelale Kıraathanesi sahibine de selamlarımı sunarım.