
TAVAN ARASI
Bir evin tarihi…
Geçmişin hatırası…
Mazide saklanan eşya…
Yazılı olmayan tarih…
Tavan arası. Nasıl izah edilebilir başka.
Sonra lazım olabilir zannıyla imha edilmeye kıyılamayan ama belki de hiç kullanılmayan eşyaların bulunduğu yer.
Aslına bakılırsa tavan arası analiz edilmeli ülkenin her yerinde. Ve ülkenin kullanılan eşyalar açısından nereden nereye geldiğine bakılmalı.
Tarih her zaman yazılmaz, yazılamaz.
“Zamanın eşyası” tarihte gerçek belgesidir.
Yırtık bir ayakkabı, kolu eskimiş bir gömlek, teki kaybolmuş bir çorap…
Eskimiş bir bıçak, kullanılmış bir tahta kaşık, kırık bir testere…
Ayaklarından bazıları eksik sehpa. Bir çivi, bir mıh…
Kullanılmış bir defter, sayfaları eksik bir kitap…
Bir ucu yırtık mektup…
Tavan arası gerçek tarihtir. Öyle ithal, tahmini, değil.
Siz tavan ile çatı arasında bir boşluktan ibaret sanıyorsanız aldanıyorsunuzdur.
Bir ardiye, bir hurdalık değildir orası. Bir zaman bir devre adını yazdırmış, hizmet vermiş ve artık mecali tükenmiş eşyaların uykuya çekildiği, dinlendiği yerdir.
Tavan arası iki devir arası da değildir.
Cefa ile vefa arası bir yerdir.
Siz, size iyi gününüzde yardımcı olan, cefanızı çeken o şeyleri hatırlamıyorsanız artık; vefadan da bahsetmeniz mümkün değildir.
Orası bazen insana hüzün verir. Hane halkı için bir ipucudur.
Kâh mazi kâh arşivdir.
Solmuş fotoğraflar nasıl bir şeyse, kullanılıp saklanan eşyalar da öyle bir şeydir.
Sizce tavanda bulunan bir maşrapa neyi hatırlatıyor?
Köpüklü bir ayran olabilir mi?
O ne lezzetti değil mi?
Mademki çöpte değil oradadır, mademki ihtiyacımız olabilir diye düşünülmüştür, mademki tam manasıyla terk edilmemiştir; öyleyse bizim de tavan arasında görünmeyen bir şeylerimiz vardır.
Şimdi tavanımız yok! Eşyalarımızın mazisi de…
Âh o tavan arası!
Ve yarası…