
ÇOCUKLUĞUM..!!!
Ortaokul son sınıftayım.
Beş çocuklu ailenin en küçüğüyüm, siz bilirmisiniz hiç ailede en küçük olmanın hem avantajları, hemde dezavantajlarını..
Rahmetli babam Pazartesi günleri Merzifon sebze pazarında, ve haftanın üç günüde, Salı günü Havza, Cuma günü Gümüşhacıköy, Cumartesi günlerinde de Suluova pazarlarına sebze tezgahı açar, yedi kişilik ailemizin geçimini sağlardı..
Tüm arkadaşlarımın bisikleti vardı, bir benim yoktu, isterdim özellikle annem aldırmazdı..
Sınıfı da takdirle geçtik…
Babama gittim.
“Bana bir bisiklet alır mısınız?” dedim.
“Çalış kendin al.” cevabını aldım.
Nasıl dedim " zaten kışın okul çıkışı doğru pazara yanına gidiyorum, yardım ediyorum , yazın zaten hep yanındayım dedim, Oda 'o iş ayrı, onu karıştırma, bak öbür kardeşlerin, abilerinde yardım ediyor "dedi..
Bir hafta sonra bana dediki "bak sana omuz kantarı aldım, fiyatı yüz tl, (bu omuz kantarını pazar yerinde omzuna atarsın "kantar, kantar diye bağırarak gezersin, ihtiyaçı olan da bağırır sana "lannnn kantarcı gel şunu tart diye çağırır.. Özellikle sandık, çuvallardaki sebzeler, elma, üzüm, biber, soğan, patates vb ürünleri tartmak için kullanılır, uzun bir odun la kantarın ortasına takılır iki kişi omzuna kaldırır, bir kişi de tartar. Ve her tartı karşılığında belli bir ücret alırsın.
Bana dediki "bak bununla pazar yerlerinde sabahtan köylünün, üreticinin toptan getirip sattığı ürünleri tart, para kazan hem bu kantarın parasını ödersin, hemde istediğin bisikleti alırsın "dedi....
Babama bak; biz bisiklet istiyoruz, babamız kantar alıp veriyor. Çok hırslandım ve sinirlendim.
Ertesi gün pazartesi sabahı erkenden merzifon pazarına gidip kantarla çalışmaya başladım.
Okuldan tanıdığım kızlar geçiyor, arkadaşlarım , arkadaşlarımın anneleri, kıpkırmızı oluyorum , utanıyorum ama iyide para kazanıyorum..
Bir süre sonra olayı
adidas ayakkabılar, havalı levis kotlar , marka kıyafetler , yemeler içmeler , gezmeler o biçim .. Çünkü haftanın iki günü yada sabahları iki saat pazarlarda çalışıyorum, müthiş para kazanıyorum..
Bu arada işi büyüttüm, ayrıca limon , maydanoz, marul alıyorum onları satıyorum. Ama tam bir pazar çığırtkanlığı yapıyorum. Gel vatandaş gellll. Limonun, marulun iyisi burdaaaaa...
İki ay sonra biriktirdiğim paralarla babamın yokuşbaşındaki deposuna gittim, ne kadardı bilmiyorum parayı babamın masasının üzerine bıraktım.
“Hadi bana bisiklet al!” dedim ve çıktım.
Türk filmlerinden çalınmış bir sahne.
Nasıl gurur, nasıl gurur!..
Babam bana bal renkli, pinokyo veya polo marka tam hatırlamıyorum, harika bir bisiklet aldı.
Yıllar sonra benim babamın önüne koyduğum parayla bırakın bisikleti, o bisikletin pedalını alamayacağımı fark ettim.
Bana belli etmeden paranın ve çabanın değerini öğretmişti.
Babasından aldığı harçlıklarla büyüyen bir çocuk olsaydım bugün sahip olduğum mücadele ruhunun çok ufak bir bölümüne bile ulaşamayacaktım.
O günden sonra bir daha babamdan para istemedim.
Ve en çok pişmanlığım da o yıllardaki arkadaşlarımdan, kızlardan, utanmış'lığım, halbuki şimdi gururla söylüyorum "Baba sen onuruyla, namusuyla çalmadan helal para kazanarak, bizlerin gırtlağından haram lokma geçirmeden büyüttün.
O kantarın anısı, değeri ve önemi her zaman benim için çok önemlidir. O kantarı halen saklarım , benim için babamdan kalan en değerli mirasım olarak duvarımda asılıdır.. Geldiğim yeri asla unutmam..
Huzur içinde uyu babam, sen bize alın terinin kutsallığını öğrettin, helali haramı öğretti annem, babam...
Helalinden kazananlara selam olsun , çocuklarına haram lokma yedirmeden, büyütenlere selam olsun.. Hoşçakalın