Gelecek Partisi Merzifon İlçe Başkanı Hacı Bekir Kurt, “Bir hayır sever bir vatandaşımız tarafından eşi adına bir camii inşaatına başlandığını duyduk ve gördük. Sevinelim mi, üzülelim mi bilemedik.”dedi.
“Kamu arazisine hayır-hasenat yapmak kabul edilebilir bir durum mudur?” sorusunu yönelten Kurt, yapmış olduğu yazılı basın açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
“Erzincan depreminde, özellikle devlet hastanesi ile SSK hastanesinin yıkılıp, her yönü ile tüm faaliyetlerin tıkandığını, hastanede yatan hastaların tahliye güçlükleri ,depremde yaralananların gelişi, tahliye alanının hem olmaması, olanın ise çok yetersiz kalması, yıkıntıların yolları kapatması, ordu caddesinin bile araç trafiğine kapandığını hiç bir surette geçiş olmaması insanın ne kadar aciz ve çaresiz kaldığını, bu olabilecek felaketler ki; deprem, yangın, sabotaj, hava taarruzu ve diğer afetlere hazırlıklı olunmadığını bir tokat gibi insanın yüzüne vuruyordu. Diğer taraftan arama-kurtarma faaliyetleri, yıkıntı kaldırma, personel zafiyeti vs . Tam bir hengame, kargaşa ve kaos. Üstünden bunca zaman geçmesine rağmen zihinsel ve zihniyet ile ilgili hiç bir şeyin değişmediğini görmek çok acı, ders alınmadığına şahit olmak çok esef verici. Üstelik tek tehdit deprem olmamasına rağmen.
Merzifon'da hava üssKurt, “Merzifon Kara Mustafa Paşa Devlet Hastanesi bahçesine, yani kamu alanı üze
ü olması hasebiyle hava saldırılarında ilk hedefler arasındaki şehirlerden olacağı muhakkak. Askeri kışlalar, Hastaneler, Fırınlar, diğer sağlık birimleri, polis merkezleri, okullar, kamu binaları ve bankalar. Bunlarda bu şehirdeki öncelikli diğer hedefler olacağı öngörülür. Hal böyle iken, bu birimlere tüm tehdit, saldırılar ve afetlere hazır olma zorunluluğu yüklemektedir.. Bu her kurumun kendi sınırları içinde başlar ve ilk dağılma alanı ya da ilk tahliye alanı kendi bahçesinden başlar. Her kurum binası yıkılmış, yıkıntıların dağıldığı alanlar tahmin edilerek, onun dışından itibaren dikey yerleşim yatay yerleşime dönüştürülerek bahçe yada avluya dağılıp hizmet üretme pozisyonu alır. Bu özellikle hastaneler ve toplu yaşam alanı olan birimler için çok elzemdir, santimetre karenin önemi vardır. Elektrik hatları, yollar, yaklaşma istikametleri, jeneratör, yakıt, ikmal akışının noktaları belirlenir. Bu bölge ilk dağılma ya da tahliye bölgesinden sonra ikinci tahliye bölgesinin hazırlıkları başlar. Her afet ya da felaket senaryoları ayrı ayrı planlanır. Bu sivil savunma uzmanlarının uzmanlık alanına girer. Mahalli idare ve kamu idaresi ile çok iyi koordinasyon gerektirir.
Merzifon Kara Mustafa Paşa Devlet Hastanesi bahçesine, yani kamu alanı üzerine hayır sever bir vatandaşımız tarafından eşi adına bir camii inşaatına başlandığını duyduk ve gördük. Sevinelim mi, üzülelim mi bilemedik. Kabul, Makbul ve Makul bakış açıları ile değerlendirilir ise;
Kabul, nasıl kabul edildi?, Kim kabul etti?, Ruhsatlandırılması, izin belgesi, kullanılacak elektrik, su ücretleri ,arsa bedeli vs. nasıl oldu? Bir kişinin rıza göstermemesi, yapılan hayrın sakatlanmasına vesile olur. Kamu arazisine hayır-hasenat yapmak kabul edilebilir bir durum mudur? çok iyi değerlendirilmesi gerekirdi.
Makul, bir işin legal olması onu etik yapmayacağı gibi, etik olanın da legal olmayabileceği iyi bilinmelidir. Mantık yürütülerek ve akıl ile seçenekler arasında en uygun olan seçilir. Başka arazi kalmayıp orası mecburen seçilmiş, zorunluluk hasıl olmuş ise sonuç makuldür. Yoksa kamu vicdanı açısından sakıncalıdır. Bunu herkes bilir.
Makbul, gerçekten ihtiyaca binaen yapılıp yapılmadığı, oranın alternatifinin olmaması ve yapımı zorunlu kılması, bir eksiği tamamlaması aynı zamanda orayı makbul kılar. Böyle bir durumun olmadığı her kesin kabulüdür. Kaldı ki günümüzde de bu konunun güzel bir örneğini Aykut Erhan bey ve hayır sever ailesi sergilemişlerdir. Allah kabul, makul ve makbul eylesin.
Eskiden şöyle sorulurdu, hasen mi?, salih kul mu? Yahut hangisi daha eftaldir hak nezdinde. Bu konuyu herkes kendine sorup, etrafına bakıp, mezhep ve tasavvuf ehlinin uygulamaları, ataların uygulamaları gözlemlendiğinde hasen olma tercih edildiği anlaşılır. Yapılan ibadet yerleri ve hasenatın kul ölse bile sahibi ya da pay sahibi namına sevap kazandırdığı bilinir. Bir gıdım şüpheye mahal bırakmadan hasen olup ölümsüz eserler, anıtlar ve abideler geride bırakmak, yüz yıllarca, zaman ve devrana meydan okuyarak ayakta durması, hasenat sahiplerinin şahsi bütçe ve helal akçe ile, kendi alın teri ve emekleri ile yaptırdıkları gerçeğine herkes vakıftır.
Atalar şehre yön verecek, geliştirecek yerler ya da insanların göre bileceği araziler seçermiş. Özel mülk olan yerler bihakkın ve kimsede bir ukde bırakmayacak değerler karşılığında satın alınırmış. Kimseye bir muhtaçlık ve acizlik oluşmayacak şekilde, külliye olarak; hamam, imarethane, misafirhane, gasil hane, aşhane ve bu hayratı yapacak işçilerinde ihtiyacını giderecek şekilde başlanırmış. Nihayete müteakipte her şeyden kutsal sayılan vakıflara devredilerek, kazancın hizmet olarak halka geri dönüşü sağlanırmış. Bu vakıflar toplumun yedi emini kabul edilirmiş. Hasen olmak böyle iken, salih olmak malum, yirmi dört saat ibadet ile tüm ömrünü geçirse, ömrü uzunluğu ile sınırlı kalır ibadet yekünü.
Ez cümle, vakıf malı, arazisi ve kamu alanı bize emanettir, kimsenin tasarrufunda değildir. Legaliteye lafım yok, benim demem etik ve ahkamdır. Çocuklarımıza dedelerinden ulaştırmamız gereken ata yadigarıdır. Yapan ve yaptıranın vicdanı rahat ise, ukde yoksa hayırlı olsun demek düşer bize. Bir de cem evi rica ediyoruz acizane.. Ancak İlçenin ve ülkenin sahibi gibi hareketler terk edilmeli, Merzifon halkının kimseye vefa borcu yoktur. Siyasette ahde vefa da aranmaz zaten ama, şerh olsun.”