Erzurum’un Cedid Mahallesi’nde 1903 yılında doğan ve manevi hayatıyla halkın gönlünde taht kuran Garip Hafız, ilim ve irfan yolunda önemli bir şahsiyet olarak biliniyor. Asıl adı İbrahim Hakkı olan Garip Hafız, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin soyundan gelmektedir. Anne tarafından dedesi Hacı Mahir Efendi, Rıfâî tarikatı şeyhi olarak tanınıyordu.
Çocukluk Yıllarında İlk Manevi Deneyimi
Henüz beş yaşındayken Tortum Şelalesi yakınlarında oynadığı sırada bir Bektaşi dedesi tarafından cesareti sınanan Garip Hafız, Allah’ın yardımıyla şelalenin sularına düşmeden kenara sıçradı. Bu olay, onun ilerleyen yıllarda yaşayacağı manevi yolculuğun ilk işaretlerinden biri oldu.
Eğitim ve İlim Hayatı
Erzurum’da Mustafa Niyazi Efendi’den Kur’an-ı Kerim dersi alarak hafızlığını tamamlayan Garip Hafız, hat sanatını Hacı Ahmed Efendi’den öğrendi. Bir gün hocası, talebeliğe kabul edilmesi için istihâreye yatmasını istedi. Rüyasında, kendisini camiye götüren Mustafa Niyazi Efendi’nin huzurunda 12 âlimin bulunduğu bir meclis gördü. Âlimlerin, “Oku Hafız! Oku!” demesiyle, kırâat ilmini öğrenme yolculuğu başlamış oldu.
On iki yaşında annesini kaybettikten sonra Sivas’a giden Garip Hafız, Kazancızâde Emin Edip Efendi’nin sohbetlerinden feyz aldı. Sivas Dâr-ül-muallimîn’de Arapça ve Kur’an-ı Kerim hocalığı yaparak ilim öğretmeye devam etti.
Haliliye Medresesi’ndeki Hizmetleri
Sivas’tan sonra Merzifon’un Gümüş kasabasına yerleşerek Haliliye Medresesi’nde ders vermeye başladı. Burada yıllarca güzel ahlakı ve dini ilimleri insanlara öğretti. Mütevazılığı, kibarlığı ve edepli yaşayışıyla bilinen Garip Hafız, ibadetlerini gizli yapar, insanları incitmekten özenle kaçınırdı.
Sade ve Derin Bir Yaşam
Ömrünün büyük bölümünü diz üstü oturarak sohbet etmekle geçiren Garip Hafız, sohbetlerinde kimseyi sıkmaz, gelen misafirlerine sormadan dahi cevap verirdi. Bir gün kendisine, “Hoca Efendi, ben de sizin gibi olmak istiyorum.” diyen bir ziyaretçisine, “Pazarda satılsa otuza kırka, ben de alırım vücuduma öyle bir hırka.” cevabını vererek manevi kemalatın kolay elde edilemeyeceğini vurgulamıştır.
Neden Eser Bırakmadı?
Kendisine sıkça yöneltilen, “Neden eser yazmıyorsunuz?” sorusuna ise, “Ben bir din bilgini olarak benden istenen her şeyi isteyene vermeye çalışıyorum.” şeklinde cevap vermiştir. Bilginin ancak talep edenlere verileceğini, ilmin bir emanet olduğunu ifade etmiştir.
Vefatı ve Vasiyeti
Ömrünün sonlarına doğru Merzifon’a yerleşen Garip Hafız, burada da ilim öğretmeye devam etti. 1976 yılında Ankara’da vefat etti ve Gümüş’teki Haliliye Medresesi’ne defnedildi. Mezarının üzerine türbe yapılmamasını vasiyet eden bu manevi şahsiyet, ilmi ve irfanı ile nesiller boyu anılmaya devam ediyor.
Hakikat Yolcusuna Duyulan Saygı
Gümüşhacıköy’de yaşayan halk tarafından büyük bir sevgiyle anılan Garip Hafız, tıpkı Yunus Emre ve diğer Allah dostları gibi, halkın gönlünde yaşamaya devam ediyor. Onun mütevazı hayatı, ilme ve ahlaka verdiği önem, hakikat yolunda ilerleyenlere ışık tutmaya devam ediyor.




