Bugun...



BU ZAMANA KADAR YAZDIĞIM BAŞARI HİKAYELERİNİN EN ÖZELİ, EN GÜZELİ


facebook-paylas
Güncelleme: 03-08-2022 09:51:35 Tarih: 03-08-2022 09:32

BU ZAMANA KADAR YAZDIĞIM BAŞARI HİKAYELERİNİN EN ÖZELİ, EN GÜZELİ

Gazetemiz Köşe Yazarı Haydar Köse, Yokuşbaşında esnaflık yapan, yaşlısı ve genciyle ilçede herkes tarafından sevilip sayılan Semih Adatepe’yi kaleme aldı.

Gazetemiz yazarı Haydar Köse’nin Semih Adatepe hakkındaki yorumlarını siz değerli okurlarımız için aynen yayınlıyoruz:

Kıymetli dostlarım hepiniz biliyorsunuz ara ara sizlere  Merzifon’dan, Merzifon’da doğmuş yetişmiş Kıymetli hemşerilerimizin başarı hikayelerini yazarak sizlerle paylaşırım.

Bugünde başarı hikâyesinin en kutsalını sizler ile paylaşmak istedim...

Semih Adatepe kardeşimizin başarı hikayesi şöyle.. 1978 yılında Merzifon’da dünyaya geliyor , öğretmen anne ve babanın iki evladından birisi, birde kız kardeşi var, oda Bursa’da yaşıyor..

Semih kardeşimiz doğuştan spastik engelli bir kardeşimiz, yürüyemiyor,  konuşma güçlüğü çekiyor, günlük yaşamını mutlaka birinin yardımı olmadan yapamıyor..

Semih 11 yaşına kadar zorluklar ve bir sürü hastalıklar ile mücadele ediyor, yaşıtları okula giderken o evinde yatağa bağlı olarak yaşıyor.

Birgün rahmetli babası Erol Adatepe öğretmene diyor ki "Baba bende okula gitmek istiyorum, diğer  çocuklar gibi okuma yazma öğrenmek istiyorum, beni okula yazdırın diyor. Sonrasında anne ve babasının eğitim verdikleri Abide Hatun ilkokulun‘da okula başlıyor.  Bir yıl bir öğretmen Semih'e ders veriyor,  okuma yazma öğretiyor, Sonrasında o öğretmen başka bir yere tayin oluyor, ikinci yıl Semih'i annesi okulda öğretmenlik yapmaya başlıyor. Semih her ne hikmetse kendi anlatımına göre dedimki diyor "Anneden öğretmen olmaz dedim" diyor okulu bırakıyor..

Yine evde tek başına yaşamaya başlıyor, birgün anne ve babası eski Rus pazarı dediğimiz bölgeye pazara gidiyorlar, Semih evde bende yürümek pazara gitmek istiyorum diyor, iki tane demir buldum, onlara yüklenerek baston gibi yaparak Rus pazarına gittim diyor.  Pazarda annem ve babam beni görünce o kadar çok şaşırdılar ki, belli bir süre konuşamadılar.  Sonrasında o şaşkınlıklarını atınca "oğlum sen nasıl çıktın,  nasıl  yürüdün dediler, bende yürüdüm işte dedim diyor..

Sonra Semih kardeşimiz "baba bana büyük çekirdek torbası ile çekirdek al, çekirdek satacağım diyor,  rahmetli babası da "oğlum yapamazsın diyor,  hayır baba ben yapacağım diye inat ediyor,  sonra babası çekirdeği alıyor,  özellikle köylere götürüyor,  köylerde çekirdek satmaya başlıyor,  fakat sadece çekirdek satmak Semih'e yetmiyor,  çorap satacağım diyor, sakız satacağım diyor, Semih’in bu mücadelesi rahmetli Erol öğretmeni de mutlu etmeye başlıyor...

Daha sonra Semih "Baba böyle zor oluyor bana dükkan kirala diyor.. Erol hoca'da "oğlum dükkan  çalıştırmak çok  zor, vergisi var, kirası var, veresiye si var, yapamazsın diyor her zamanki gibi .. Ama Semih her zamanki gibi ben yapacağım başaracağım diyor, pazar yerinde bulunan Combi'nin kahvesinin yanında bir dükkanı gözüne kestiriyor, ben burayı istiyorum diyor ve gidiyor o dükkanı kiralıyor..

Oradaki dükkanda çorap satmaya başlıyor, işleri gayet güzel ama babası işyerine hiç uğramıyor, Semih birazda bozuluyor.

Bu arada Erol öğretmen emekli oluyor, emekli parasını alıyor, Semih boş durur mu..

 Bir gün babasına "Baba işyerime hiç gelmiyorsun,  oğlum ne yapıyorsun, işin gücün ne durumdasın sormuyorsun,  ben kiramı ödeyemiyorum,  bana bir dükkan yeri al diyor. (Tabi bu arada Semih dükkan yerini gözüne kestirmiş, Yokuşbaşı’ndaki eski karakol, şimdiki Merzifon Belediye su idaresi karşısındaki berber Nazım amcanın dükkanına gidiyor,  Nazım amca sen bu işi bırakırsan bu dükkanı bana sat diyor,  Nazım amcada "tamam ben bırakınca sana veririm, sana burayı satarım diyor. Aradan üç ay  gibi  fazla bir zaman geçmiyor, beraber Nazım amca vefat ediyor..  Çocuklarının dükkanı satacağı haberi geliyor,  hemen babasına gidiyor "Baba ben burayı istiyorum burayı bana al diyor, rahmetli babası ile Nazım amcanın çocuklarının yanına gidiyorlar,  Semih "nazım amcanın sözü vardı , burayı bana verecekti "diyor , Çocukları da "madem öyle sözü vardı dükkanı  sana satalım" diyorlar,  Semih sevinç içinde yeni bir dükkana kavuşuyor.  Sonra "Baba burada tekel büfesi yapmak istiyorum diyor "Babasıda yine her zamanki gibi 'oğlum " tekel bayisi olmak kolay değil,  sigara satmak kolay değil, büfe işletmek kolay değil yapamazsın" diyor.. Semih'e bu yapamazsın, başaramazsın sözleri hep ters tepki yapıyor,  Başaracağım,  üstesinden geleceğim,  bu hayatın içinde olacağım diyerek büfesini yokuş başındaki şimdiki yerinde açıyor.. Tabi hastalıklar peşini bırakmıyor, doktorlar tamamen yatağa bağlı kalırsın, ameliyat ta olsan yürüyemezsin diyorlar, bunları doktordan duyunca Semih ağlıyor,  ama yine içindeki yaşam sevinci ağır basıyor, bir dizi ameliyatlar oluyor, Ankara’da hastanede üç ay yatıyor sonra Bursa'daki bir hastanede üç ay yatıyor,  bu arada büfesi vicdansız hırsızlar tarafından soyuluyor,  2004 yılında sekiz bin tl'lik sermayesini çalıp götürüyorlar ahlak vicdan yoksunu hırsızlar.. Bugünkü karşılığı nerdeyse ikiyüz ellibin tl karşılığını olduğunu söyleyen Semih'e annesi ve babası hastanede yatarken üzülmesin diye büfesinin soyulduğu bilgisini vermiyorlar.  Ve o yokken , hastaneden gelene kadar büfesini yeniden borç harç malzemelerini dolduruyorlar..

Semih yine hastanede uzun bir süre yatarken, anneannesi vefat ediyor, annesi cenaze için Bursa'dan Merzifon’a geliyor, kız kardeşi yok, babası yok,  Semih hastanede yapayalnız kalıyor, düşünüyor dedimki  diyor "Semih bu böyle olmaz, yalnız  ne yaparım ben, en iyisi evleneyim dedim" diyor.  Ve her zamanki gibi babasına  konuyu açıyor, "Baba ben evlenmek istiyorum diyor, babası da "oğlum bu halinde nasıl evlenebilirsinki, kolaymı evlilik, birlikte yaşamak yapamazsın, edemezsin" diyor yine her zamanki gibi....!!!

 Semih yine bu yapamazsın sözünü,  ciddiye almayarak evlilik yapmak için araştırma  yapıyor, arıyor  soruyor, gel zaman git zaman İnternet üzerinden Bingöl'de yaşayan bir kız ile tanışarak görüşmeye başlıyor, semih her  zamanki gibi bu evlilik işini kafaya koymuş,  gelin kızımız Ankara’da bulunan kız kardeşinin yanına geliyor, Semih’e gel Ankara’ya ablamın yanına orda görüşelim ," eğer beğenirsek , bir birimizi neden olmasın" diyor, fakat Semih’in Ankara’ya gitmesi çok zor, kime söylese oralı olmuyor,  hiç kimse götürürüm demiyor,  ama Semih kararlı Ankara'ya ne yapıp, ne edip gidecek, gidiyor garajlara otobüse bindiriyorlar  Semih'i , ver elini Ankara, kızı buluyor, orda görür görmez benimle evlenirmisin diyor,  kızımıza  tabi oda Semih'e aşık oluyor, kabul ediyor hemencecik.. Ve 2017 yılında evleniyor Semih kardeşimiz, bu hayalini de gerçekleştiriyor ..

Mutlu bir yuvası var, Semih'e yarenlik eden, yoldaşlık eden hayat arkadaşlığı eden bir eşi var artık..

Semih geçen yıl babasını yani Erol Adatepe öğretmeni kaybetti.. Semih önceleri çok çok üzüldü çünkü babası onun bir çınarı idi, onun gölgesi Semih için  bir kale idi. Ama çabuk atlattı Semih o tramvayı çünkü hayat devam ediyor, hayat onun için hep bir mücadele olmadımı,  bunuda atlatacağım dedi, yaşamı için mücadele etmeye devam etti.

Semih hayatındaki  bütün olumsuzluklara rağmen yılmadan,  usanmadan mücadele ediyor, engelli olması içindeki yaşam sevincine hiç engel olmuyor.

Yokuşbaşı’ndaki o küçük büfesinde ekmeğini kazanmaya devam ediyor, kimseye yük olmadan, kimseye el avuç açmadan helalinden kazanarak evine ekmek parası götürüyor, geçimini sağlıyor. İyiki varsın Semih, iyiki seni tanıdım,  sen bizlere bu engelli halinle örnek oluyorsun, yaşamak için verdiğin mücadelen ile örnek oluyorsun.  Senin bu mücadeleci ruhun  bizler için en kutsal başarı öyküsü..

Bu arada küçük bir ayrıntıyı anlatamadan geçemeyeceğim,  kullandığı akülü arabasını merak ettim gerçekten çok kaliteli bir akülü engelli arabası,  fiyatını merak ettim,  Semih bu araba ne kadar dedim,  bayağı yüklü pahalı bir engelli arabası,  ama ben almadım dedi, çok merak ettim kim aldı bunu sana dedim, mahalle arkadaşım aldı dedi, kim dedim, yok söylemem dedi, ısrar ettim bir kaç kere , "tamam söylerim ama sende kimseye söyleme" dedi, çünkü akülü arabayı bana alan hayırsever özellikle rica etti söyleme diye dedi. Peki isim vermem dedim, arabayı alan hepimizin, Türkiye'nin tanıdığı, hepimizin  cok çok sevdiği ünlü bir Merzifon'lu sanatçı kardeşimiz olduğunu söyledi,  tabi ismi bende kalsın,  bu sanatçı kardeşimiz gözümde zaten çok büyüktü,  bunu duyunca daha da büyüdü..

Semih kardeşimize bundan sonraki yaşamında mutlu ve sağlıklı yıllar diliyorum,  içindeki yaşam sevinci hiç bitmesin,  ALLAH herkese aynı yaşam sevincini, aynı mücadele ruhunu herkese nasip etsin....




Bu haber 662 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI